---------------------------------------------
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=952635&title=ikinci-semdinli-vehameti-yasaniyor
İkinci Şemdinli vehameti yaşanıyor
Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği (Demokrat Yargı), Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) aldığı kararı eleştirerek, Erzincan olayını 'ikinci Şemdinli faciası' olarak nitelendirdi. Demokrat Yargı, bu konuda karar verecek yargıçlara gözdağı verildiğini savundu.
Türk yargı tarihine övünç sayfaları olarak yazılmayacağı açık olan olayların yaşandığına dikkat çeken Demokrat Yargı, bunun öncelikli ana nedeninin demokrasi ve özgürlük kaygısı olmayan, toplumu ideolojik kayıt altında tutmak isteyen, yargıçları ve savcıları bu doğrultuda birer misyoner olarak gören yargı sistemi olduğunun artık çok açık bir şekilde ortaya çıktığını belirtti.
Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, yaşananların anayasa ve yasalar yönünden dahi kabul edilemez nitelikte olduğu vurgulandı. Açıklamada, "Anayasanın 138. maddesinin 2. fıkrasında yer alan 'Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz' biçimindeki kuralın öncelikle yargıç ve savcıların kaderi hakkında son sözü söyleme yetkisini haiz olan HSYK ile yine mahkemelerin verdikleri kararları inceleme yetkisine sahip olan yüksek mahkemeler bakımından geçerli olacağı kuşkusuzdur." denildi.
Bu kurumların yargı bağımsızlığı konusundaki sorumluluğunun sair devlet organlarından daha ağır olduğuna dikkat çekilen açıklamada, "Çünkü bu yöndeki müdahaleler adil yargılamayı etkilemeye teşebbüsten öte (TCK 288. madde), doğrudan doğruya yargı engelleyici niteliğe sahiptir. Bu ise TCK'nın 277. maddesinde düzenlenen yargı görevini yapanı etkileme suçunu oluşturmaktadır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) adını taşımakla birlikte, hiçbir hakim ve savcının temsil edilmediği ve yüksek mahkeme üyelerinden oluşan Kurul bugünkü tasarrufuyla Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nın içerisinde yer aldığı soruşturmaya müdahalede bulunarak soruşturmayı yürüten savcıların yetkisini kaldırmış, ayrıca bu savcılar hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Erzincan olayında soruşturma süreci başlamış, bu süreçte mahkeme kararıyla aramalar ve tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Bu kararlara karşı itiraz yolu, esasa ilişkin ise temyiz imkânı bulunmaktadır. Yargı bağımsızlığı, soruşturma sürecindeki yetkili yargıç ve savcılara HSYK, Adalet Bakanlığı, Yüksek Mahkemeler veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hiçbir müdahalede bulunmama yükümlülüğünü yüklemektedir." ifadelerine yer verildi.
KARAR VERECEK YARGIÇLARA GÖZDAĞI VERİLDİ
HSYK'nın başvuru olmaksızın ellerinde soruşturmalara ilişkin bilgi ve belge olmaksızın kendiliğinden toplanarak karar verdiğinin altı çizilen açıklamada, bu çerçevede olağan yargı yolu olan itiraz imkânının anlamsızlaştırıldığını, bu konuda karar verecek yargıçlara gözdağı verildiği kaydedildi.
HSYK'nın bu kararının yargı bağımsızlığı ve yargı güvencesini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde yok ettiği, tarihte eşi görülmemiş travma oluşturduğu vurgulanan açıklamada şu görüşlere yer verildi: "Bu haliyle Şemdinli faciasının ötesine taşan ikinci bir hukuk faciasıyla karşı karşıyayız. Bu aşamadan sonra hakkında soruşturma başlatılan Erzincan Başsavcısı adil yargılanma hakkını yitirmiş durumdadır, çünkü kendisi hakkında açılmış soruşturmaların ve başlamış bulunan kovuşturmaların sonucunda karar ne yönde çıkmış olursa olsun, gereksiz bir şaibeden kurtulamayacaktır, buna HSYK dâhil, hiç kimsenin hakkı olamaz. Bundan sonra savcılar hangi olayda neye göre soruşturma açacaklarını, kime karşı hangi hukuksal süreçleri başlatacaklarını bilemeyeceklerdir. Yargıçlar da kovuşturmaları neye göre yürütüp neye göre sonuçlandıracağını bilemeyeceklerdir. Aslında bu sorunun yanıtı bellidir: HSYK'nın ideolojik doğruları ekseninde yer alanlara karşı herhangi bir soruşturma açılamayacak, kovuşturma yapılamayacak, bunun karşısında yer alanlara ise yasaların ve hukukun verebildiği tüm imkânlar sonuna kadar zorlanacaktır. Bu yargıç ve savcıları adalet dağıtan unsurlar olmaktan çıkarıp, ideolojik bir misyonere ve suç unsuruna dönüştürecektir. Bu tabloya göre soruşturma ve kovuşturmanın hukuksal olarak sonuçlandırılması imkânı kalmamış, hiçbir demokratik meşruiyeti olmayan bir idari kurul olan HSYK'nın doğrudan müdahalesiyle sürecin ne yönde sonuçlandırılacağı ortaya çıkmış durumdadır. HSYK'nın tasarrufu Anayasaya, yasaya ve hukuka aykırıdır. Çağdaş demokratik sistem açısından ise konuşulacak bir boyutu bulunmamaktadır. Demokrat Yargı bu konuda tarihi çağrısını yinelemektedir: İdeolojik bir Yüksek Yargı mekanizması yerine, toplumun yargısını ve tarafsız olarak adaleti gerçekleştirecek bir yargının inşası için tarihi bir fırsat vardır. Batı demokrasilerin tarihsel deneyimlerinden dersler çıkarılsın ve demokratik standartları sağlayacak bir yargı reformu bir an evvel yaşama geçirilsin."
(CİHAN)
17 Şubat 2010, Çarşamba
---------------------------------------------
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=952635&title=ikinci-semdinli-vehameti-yasaniyor
İkinci Şemdinli vehameti yaşanıyor
Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği (Demokrat Yargı), Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) aldığı kararı eleştirerek, Erzincan olayını 'ikinci Şemdinli faciası' olarak nitelendirdi. Demokrat Yargı, bu konuda karar verecek yargıçlara gözdağı verildiğini savundu.
Türk yargı tarihine övünç sayfaları olarak yazılmayacağı açık olan olayların yaşandığına dikkat çeken Demokrat Yargı, bunun öncelikli ana nedeninin demokrasi ve özgürlük kaygısı olmayan, toplumu ideolojik kayıt altında tutmak isteyen, yargıçları ve savcıları bu doğrultuda birer misyoner olarak gören yargı sistemi olduğunun artık çok açık bir şekilde ortaya çıktığını belirtti.
Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada, yaşananların anayasa ve yasalar yönünden dahi kabul edilemez nitelikte olduğu vurgulandı. Açıklamada, "Anayasanın 138. maddesinin 2. fıkrasında yer alan 'Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz' biçimindeki kuralın öncelikle yargıç ve savcıların kaderi hakkında son sözü söyleme yetkisini haiz olan HSYK ile yine mahkemelerin verdikleri kararları inceleme yetkisine sahip olan yüksek mahkemeler bakımından geçerli olacağı kuşkusuzdur." denildi.
Bu kurumların yargı bağımsızlığı konusundaki sorumluluğunun sair devlet organlarından daha ağır olduğuna dikkat çekilen açıklamada, "Çünkü bu yöndeki müdahaleler adil yargılamayı etkilemeye teşebbüsten öte (TCK 288. madde), doğrudan doğruya yargı engelleyici niteliğe sahiptir. Bu ise TCK'nın 277. maddesinde düzenlenen yargı görevini yapanı etkileme suçunu oluşturmaktadır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) adını taşımakla birlikte, hiçbir hakim ve savcının temsil edilmediği ve yüksek mahkeme üyelerinden oluşan Kurul bugünkü tasarrufuyla Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nın içerisinde yer aldığı soruşturmaya müdahalede bulunarak soruşturmayı yürüten savcıların yetkisini kaldırmış, ayrıca bu savcılar hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Erzincan olayında soruşturma süreci başlamış, bu süreçte mahkeme kararıyla aramalar ve tutuklamalar gerçekleştirilmiştir. Bu kararlara karşı itiraz yolu, esasa ilişkin ise temyiz imkânı bulunmaktadır. Yargı bağımsızlığı, soruşturma sürecindeki yetkili yargıç ve savcılara HSYK, Adalet Bakanlığı, Yüksek Mahkemeler veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hiçbir müdahalede bulunmama yükümlülüğünü yüklemektedir." ifadelerine yer verildi.
KARAR VERECEK YARGIÇLARA GÖZDAĞI VERİLDİ
HSYK'nın başvuru olmaksızın ellerinde soruşturmalara ilişkin bilgi ve belge olmaksızın kendiliğinden toplanarak karar verdiğinin altı çizilen açıklamada, bu çerçevede olağan yargı yolu olan itiraz imkânının anlamsızlaştırıldığını, bu konuda karar verecek yargıçlara gözdağı verildiği kaydedildi.
HSYK'nın bu kararının yargı bağımsızlığı ve yargı güvencesini hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde yok ettiği, tarihte eşi görülmemiş travma oluşturduğu vurgulanan açıklamada şu görüşlere yer verildi: "Bu haliyle Şemdinli faciasının ötesine taşan ikinci bir hukuk faciasıyla karşı karşıyayız. Bu aşamadan sonra hakkında soruşturma başlatılan Erzincan Başsavcısı adil yargılanma hakkını yitirmiş durumdadır, çünkü kendisi hakkında açılmış soruşturmaların ve başlamış bulunan kovuşturmaların sonucunda karar ne yönde çıkmış olursa olsun, gereksiz bir şaibeden kurtulamayacaktır, buna HSYK dâhil, hiç kimsenin hakkı olamaz. Bundan sonra savcılar hangi olayda neye göre soruşturma açacaklarını, kime karşı hangi hukuksal süreçleri başlatacaklarını bilemeyeceklerdir. Yargıçlar da kovuşturmaları neye göre yürütüp neye göre sonuçlandıracağını bilemeyeceklerdir. Aslında bu sorunun yanıtı bellidir: HSYK'nın ideolojik doğruları ekseninde yer alanlara karşı herhangi bir soruşturma açılamayacak, kovuşturma yapılamayacak, bunun karşısında yer alanlara ise yasaların ve hukukun verebildiği tüm imkânlar sonuna kadar zorlanacaktır. Bu yargıç ve savcıları adalet dağıtan unsurlar olmaktan çıkarıp, ideolojik bir misyonere ve suç unsuruna dönüştürecektir. Bu tabloya göre soruşturma ve kovuşturmanın hukuksal olarak sonuçlandırılması imkânı kalmamış, hiçbir demokratik meşruiyeti olmayan bir idari kurul olan HSYK'nın doğrudan müdahalesiyle sürecin ne yönde sonuçlandırılacağı ortaya çıkmış durumdadır. HSYK'nın tasarrufu Anayasaya, yasaya ve hukuka aykırıdır. Çağdaş demokratik sistem açısından ise konuşulacak bir boyutu bulunmamaktadır. Demokrat Yargı bu konuda tarihi çağrısını yinelemektedir: İdeolojik bir Yüksek Yargı mekanizması yerine, toplumun yargısını ve tarafsız olarak adaleti gerçekleştirecek bir yargının inşası için tarihi bir fırsat vardır. Batı demokrasilerin tarihsel deneyimlerinden dersler çıkarılsın ve demokratik standartları sağlayacak bir yargı reformu bir an evvel yaşama geçirilsin."
(CİHAN)
17 Şubat 2010, Çarşamba
---------------------------------------------