---------------------------------------------
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=954885&title=ozbek-savcinin-sicilini-neden-istedi
Bülent Korucu ,
Zaman
Özbek, savcının sicilini neden istedi?
Devlet memurlarını tehdit etmenin en bilinen şekli, sicil numarası istemektir. Hele duymazlıktan gelip 'bi daha söylese şunu' derseniz sizin iyice önemli kişi olduğunuz ve muhatabınızın sizden korkması gerektiği anlaşılmış olur.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili Kadir Özbek, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in evi ve makamı aranırken telefon diplomasisi yapmış. Cihaner ve eşiyle görüştükten sonra telefona, aramayı yöneten savcıyı almış. Star gazetesinin iddiasına göre ismini ve sicilini sormuş.
Özbek kendini savunurken, "Ben hâkimlerin, savcıların sicil numarasını niye isteyeyim ki? Bütün savcıların sicil numaraları benim önümde ve bilgisayarımda duruyor.'' diyor. 'Ayağınızı denk alın, biz bu işin üzerindeyiz' mesajı vermenin en kolay yolu bu olduğu için tabii ki. Özbek savunmasına şöyle devam ediyor: "Eşiyle (Cihaner'in eşi) görüştüm. Evde arama yapıldığını ifade ettiler. 'Savcı Bey'i veriyorum' dedi. Bir savcı arkadaşımızın sesini duydum. Adını söyledi, anlayamadım. Çok hafif geliyordu. 'Adınızı anlayamadım, affedersiniz savcı bey' dedim. Tekrarladı. Böyle bir görüşmemiz oldu. 'Arama yapıyoruz efendim' dedi. Ben de 'Kolay gelsin' dedim. Bu şekilde bir görüşmemiz oldu. Onun dışında herhangi bir şey söz konusu değildir. Kurul adına Türkiye Cumhuriyeti'nin bir başsavcısının makamında ve evinde yapılan aramanın niteliğini öğrenmek amacıyla yaptığım bir görüşmedir.'' Kamera karşısında öfkesine şahit olduğumuz, savcıların yetkisini alıp haklarında suç duyurusu yapan bir kişinin bu üslupta konuştuğuna inanabiliyor musunuz? 'Adınızı anlayamadım, affedersiniz savcı bey' ya da arama yapıldığını öğrenince 'kolay gelsin' dediğini tahayyül edebiliyor musunuz? Açıkçası bana çok inandırıcı gelmedi. Kaldı ki böyle nazik şekilde cereyan etse dahi aramanın kendisi bizatihi sorunlu. Genelkurmay Başkanı evi aranan kuvvet komutanlarını arasa, savcıları telefona alıp konuşsa ne kadar mahzurlu ise, HSYK başkan vekilinin yaptığı da aynı ölçüde hatalı. Hatta belki daha kötü diyebiliriz. Zira yargı mensupları hukuka herkesten fazla özen göstermek zorunda.
Hakkında 26 yıl hapis cezası talebiyle dava açılmış olan İlhan Cihaner'e 'görevden uzaklaştırma' tedbiri uygulanmayışı, HSYK'nın tarafsızlığına halel getiren diğer husus. Tartışmalara sebep olan soruşturmadan önce Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederek Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ne gönderdi. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 77. maddesi, hakkında soruşturma bulunan yargı mensubunun dava neticelenene kadar görevden uzaklaştırılmasını öneriyor. Herhangi bir devlet memuru aynı durumda olsa aklanana kadar görevinden el çektiriliyor. Tek istisnası Cemal Temizöz gibi askerlerdi, Cihaner de bu imtiyazlı sınıfa katıldı.
Diğer kafa karışıklığı ihsas-ı rey konusunda. Asıl ihsas-ı reyi Adalet Bakanı'nın yaptığını ileri süren yüksek yargıçlar çıktı. Reyini önceden belli etme hukuki bir terim. Hüküm ihdas olunurken reyiniz varsa ihsas söz konusu olur. Cihaner'i iki ayrı davada yargılaması gereken Yargıtay'ın birinci başkanlar kurulu oybirliği ile destek açıklıyor. Sonra da kalkıp bakanı ihsas-ı reyle suçluyorlar. Paralel yetki kavramı da zihinleri bulandırmak, kanunsuz yetkiye kılıf bulmak için suistimal ediliyor. Yetki veren alır şeklinde basitçe özetlenen kural, çeşitli kayıtlarla sınırlanmış. Özerk ve bağımsız bürokratik organlarda yetki vermek kolay, almak ise neredeyse imkânsız. TRT genel müdürü, BDDK başkanı gibi bürokratlar ve teminat altındaki bağımsız görevliler olan hâkim ve savcıları göreve getiren, aynı kolaylıkta görevden alamaz. Belli görev süresini doldurmak, istifa, sağlık gerekçeleri ve kanunda belirtilmiş soruşturma ve mahkumiyet halleri ile bu yetki sınırlanmıştır. HSYK verdiği yetkiyi kafasına göre alamaz, belli usulleri takip etmek mecburiyetinde...
b.korucu@zaman.com.tr
24 Şubat 2010, Çarşamba
---------------------------------------------
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=954885&title=ozbek-savcinin-sicilini-neden-istedi
Bülent Korucu ,
Zaman
Özbek, savcının sicilini neden istedi?
Devlet memurlarını tehdit etmenin en bilinen şekli, sicil numarası istemektir. Hele duymazlıktan gelip 'bi daha söylese şunu' derseniz sizin iyice önemli kişi olduğunuz ve muhatabınızın sizden korkması gerektiği anlaşılmış olur.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili Kadir Özbek, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in evi ve makamı aranırken telefon diplomasisi yapmış. Cihaner ve eşiyle görüştükten sonra telefona, aramayı yöneten savcıyı almış. Star gazetesinin iddiasına göre ismini ve sicilini sormuş.
Özbek kendini savunurken, "Ben hâkimlerin, savcıların sicil numarasını niye isteyeyim ki? Bütün savcıların sicil numaraları benim önümde ve bilgisayarımda duruyor.'' diyor. 'Ayağınızı denk alın, biz bu işin üzerindeyiz' mesajı vermenin en kolay yolu bu olduğu için tabii ki. Özbek savunmasına şöyle devam ediyor: "Eşiyle (Cihaner'in eşi) görüştüm. Evde arama yapıldığını ifade ettiler. 'Savcı Bey'i veriyorum' dedi. Bir savcı arkadaşımızın sesini duydum. Adını söyledi, anlayamadım. Çok hafif geliyordu. 'Adınızı anlayamadım, affedersiniz savcı bey' dedim. Tekrarladı. Böyle bir görüşmemiz oldu. 'Arama yapıyoruz efendim' dedi. Ben de 'Kolay gelsin' dedim. Bu şekilde bir görüşmemiz oldu. Onun dışında herhangi bir şey söz konusu değildir. Kurul adına Türkiye Cumhuriyeti'nin bir başsavcısının makamında ve evinde yapılan aramanın niteliğini öğrenmek amacıyla yaptığım bir görüşmedir.'' Kamera karşısında öfkesine şahit olduğumuz, savcıların yetkisini alıp haklarında suç duyurusu yapan bir kişinin bu üslupta konuştuğuna inanabiliyor musunuz? 'Adınızı anlayamadım, affedersiniz savcı bey' ya da arama yapıldığını öğrenince 'kolay gelsin' dediğini tahayyül edebiliyor musunuz? Açıkçası bana çok inandırıcı gelmedi. Kaldı ki böyle nazik şekilde cereyan etse dahi aramanın kendisi bizatihi sorunlu. Genelkurmay Başkanı evi aranan kuvvet komutanlarını arasa, savcıları telefona alıp konuşsa ne kadar mahzurlu ise, HSYK başkan vekilinin yaptığı da aynı ölçüde hatalı. Hatta belki daha kötü diyebiliriz. Zira yargı mensupları hukuka herkesten fazla özen göstermek zorunda.
Hakkında 26 yıl hapis cezası talebiyle dava açılmış olan İlhan Cihaner'e 'görevden uzaklaştırma' tedbiri uygulanmayışı, HSYK'nın tarafsızlığına halel getiren diğer husus. Tartışmalara sebep olan soruşturmadan önce Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederek Yargıtay 11. Ceza Dairesi'ne gönderdi. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 77. maddesi, hakkında soruşturma bulunan yargı mensubunun dava neticelenene kadar görevden uzaklaştırılmasını öneriyor. Herhangi bir devlet memuru aynı durumda olsa aklanana kadar görevinden el çektiriliyor. Tek istisnası Cemal Temizöz gibi askerlerdi, Cihaner de bu imtiyazlı sınıfa katıldı.
Diğer kafa karışıklığı ihsas-ı rey konusunda. Asıl ihsas-ı reyi Adalet Bakanı'nın yaptığını ileri süren yüksek yargıçlar çıktı. Reyini önceden belli etme hukuki bir terim. Hüküm ihdas olunurken reyiniz varsa ihsas söz konusu olur. Cihaner'i iki ayrı davada yargılaması gereken Yargıtay'ın birinci başkanlar kurulu oybirliği ile destek açıklıyor. Sonra da kalkıp bakanı ihsas-ı reyle suçluyorlar. Paralel yetki kavramı da zihinleri bulandırmak, kanunsuz yetkiye kılıf bulmak için suistimal ediliyor. Yetki veren alır şeklinde basitçe özetlenen kural, çeşitli kayıtlarla sınırlanmış. Özerk ve bağımsız bürokratik organlarda yetki vermek kolay, almak ise neredeyse imkânsız. TRT genel müdürü, BDDK başkanı gibi bürokratlar ve teminat altındaki bağımsız görevliler olan hâkim ve savcıları göreve getiren, aynı kolaylıkta görevden alamaz. Belli görev süresini doldurmak, istifa, sağlık gerekçeleri ve kanunda belirtilmiş soruşturma ve mahkumiyet halleri ile bu yetki sınırlanmıştır. HSYK verdiği yetkiyi kafasına göre alamaz, belli usulleri takip etmek mecburiyetinde...
b.korucu@zaman.com.tr
24 Şubat 2010, Çarşamba
---------------------------------------------