HALKIN SEÇMEDİĞİ YARGI ÜYELERİ KARARLARINA "TÜRK MİLLETİ ADINA" YAZMAMALI

TÜM KRİTİK YARGI ÜYELERİNİ 3-5 YIL GİBİ SÜRELER İÇİN HALK SEÇMELİ - ÖMÜR BOYU HESAP VERMEKSİZİN SALTANATA SON VERİLMELİ - HALKIN SEÇMEDİĞİ YARGI ÜYELERİ KARARLARINA "TÜRK MİLLETİ ADINA" YAZMAMALI - HAKKA HUKUKA ALDIRMAYAN , REFERANDUM YAPILSA HALKIN %90'ININ KARŞI ÇIKACAĞI YIĞINLA KARAR VAR , PEK ÇOĞU DOĞRUDAN TÜM ÜLKENİN KADERİNİ ETKİLEYEN , MİLYONLARCA KİŞİYİ MAĞDUR EDEN. HERŞEYİN BAŞI : İNSAN HAKLARI - ŞİMDİ VE HER ZAMAN !!.....

Showing posts with label Mehmet Kamış (Zaman). Show all posts
Showing posts with label Mehmet Kamış (Zaman). Show all posts

Wednesday, October 21, 2009

Gazeteciye geceyarısı baskını


http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=905840


Mehmet Kamış
21.10.2009 , Zaman
m.kamis@zaman.com.tr


Gazeteciye geceyarısı baskını


Bu yazıyı yazmak için oturduğumda gazetemizin sorumlu müdürü Ali Odabaşı'nın 30 Ekim'deki davamı hatırlatan mailini aldım.

Bakırköy Basın Savcısı Ali Çakır'ın, hakkımızda açtığı yüzlerce davadan birisiydi bu. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü'nün bağlı bulunduğu amir olarak benim hakkımda da açılmış yüzlerce dava vardır. Eskiden bu davalarla daha çok sorumlu yazı işleri müdürü veya gazetenin avukatları ilgilenirdi. Ancak yaşanan son olaylardan sonra anlaşıldı ki, bu davaları çok yakından takip etmek gerekiyor. Hele, Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan'ın başına gelenleri duyunca bu ihtiyacın ne kadar elzem olduğu görülüyor.

Adem Yavuz'un Jandarma bölgesine girmesinden sonra apar topar gözaltına alınması bir hayli kaygı verici. Düşünebiliyor musunuz, her gün televizyonda program yapan, işi gereği Cumhurbaşkanı ile Başbakan'la, bakanlarla yurtdışına gezilere giden bir gazeteci, aylar önce hakkında verilen ve kimsenin duymadığı bir karar nedeniyle gece yarısı içeri alınıyor. Sanki bir uyuşturucu baronuna ya da bir terör örgütü liderine baskın düzenlenir gibi eşinin ve küçücük kızının gözleri önünde apar topar jandarma karakoluna götürülüyor.

Adem Yavuz'a yapılanın bir benzeri, hatırlayacaksınız Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar'a yapılmış, Ergenekon iddianamesinde yer alan bir bilgiyi yayınladığı için 1 yıl 3 ay cezaya çarptırılmıştı. Yazdıkları, iddianame kabul edildikten ve gizlilik ortadan kalktıktan sonra bütün internet sitelerinden kolayca ulaşılabilecek bilgiler olmasına rağmen Şamil Tayyar, mahkumiyet aldı. Şamil'e öyle bir ceza verildi ki, bu kararın anlamı; "Bir daha Ergenekon'u, çeteleri, derin şebekeleri yazarsan seni içeri atarız, yazmazsan sana dokunmayız'' demekti. Bu cezanın başka bir anlamı da şuydu: "Ne yazdığın önemli değil. Canımız istediği anda en saçma sapan davadan seni içeri atarız.''

İtalya'daki Gladio davasını yürüten savcılardan biri olan savcı Casson, 26 Ocak 2009 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajında soruşturma boyunca en büyük defansı ve engellemeyi yargıdan gördüğünü söylüyordu. Genç bir savcı iken davayı nasıl elinden almak istediklerini şu sözlerle ifade ediyordu: "Başka bir mahkemeye tayinimi çıkarıp davayı engellemek istediler. Büyük bir baskı hissettim. Başlangıçta, yüksek yargı mensuplarıyla sorun yaşadım. Bana, soruşturmayı bırakmamı, yapılacak bir şey olmadığını söylüyorlardı. Bu durum, görevimin ilk iki yılında büyük sıkıntı verdi. Başlarda, soruşturmanın önündeki en büyük engel, yüksek yargı mensuplarından kaynaklanan problemlerdi. Sorun, yargının içindendi. Fakat devam ettim. Sonunda, beni göndermeyi denediler. Bir ara, Venedik'ten alınıp başka bir yere tayinim istendi. Çünkü bazı konularla ilgili soruşturma yapılması istenmiyordu.''

Ne kadar da benziyor öyle değil mi? Bu satırları okuyunca insanın aklına en son HSYK krizi geliyor. Ancak İtalya'daki bazı yargı mensuplarının düşünemediğini Türkiye'de düşünüyorlar. O da yargı maharetiyle Ergenekon'u deşifre eden gazetecileri susturmak. Şamil Tayyar'ın ve Adem Yavuz Arslan'ın başına gelenler, bu yeni yöntemin ilk örnekleri. Sadece bir ay içinde konuyla ilgili olarak tam 2 bin 407 soruşturma açıldı ve bunların yüzde 90'ı davaya dönüştürüldü. Şamil Tayyar ve Adem Yavuz'un davaları ise işin bambaşka bir yöne doğru gittiğini göstermesi bakımından kaygı verici. Ancak bu tür yargı kararları bile Ergenekon çetesinin deşifre olmasını engellemeye yetmez. Çünkü bu mızrak hakikaten çuvala sığmıyor.

Wednesday, September 30, 2009

Yargı, hukuk dışılığın zırha büründüğü bir yer değildir


http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=897780&title=mizrak-cuvala-sigmiyor


Mehmet Kamış ,
30.09.2009 , Zaman
m.kamis@zaman.com.tr


Mızrak çuvala sığmıyor


17 bin 500 faili meçhul cinayetin olduğu, neredeyse hepsinin dosyalarının kapatıldığı bir ülkede, bir gazeteci, Ergenekon denen örgütü deşifre edenlerden birisi olduğu için hapis cezası aldı. Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar, Ergenekon davası sanıklarından gazeteci Güler Kömürcü ile Tuğrul Türkeş arasında geçen ve iddianamede de yer alan bir telefon görüşmesini yayımlamıştı. 'Haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğini ihlal etmek' suçundan mahkûm edildi.

Gazeteci Şamil Tayyar, Ergenekon iddianamesinde yer alan bir bilgiyi yayınlamadığı için 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılıyor. Normalde iddianame kabul edildikten sonra gizlilik ortadan kalkar ve kamuoyuna açık hale gelir. Yani ortalama bir vatandaşın herhangi bir internet sitesinde arama motoru ile bulabileceği bir bilgiden dolayı Tayyar'a hapis cezası veriliyor. Bu kadar göstere göstere bir cezaya ancak 'pes' denir. Mahkeme, verdiği cezayı ise erteliyor. Ancak bu, ceza verenlerin niyetini belli eden bir karar. Ceza ertelemesiyle birlikte yazarın 5 yıl adlî denetime tabi tutulması hükmüne varılıyor. Yani akıllarınca Şamil Tayyar'ın 5 yıl süresince Ergenekon'la ilgili bir şey yazmamasını sağlamak istiyorlar.

Bundan sonra gazeteci Mehmet Baransu'ya da okkalı bir ceza verilir artık! Taraf Gazetesi muhabiri Baransu'ya "Dağlıca'nın iç yüzünü, pimi çekilmiş bombayla şehit edilen askerleri, Aktütün baskınını, Dursun Çiçek'in komplolarını bir daha yazarsan sana şu kadar yıl hapis yolu görünüyor" denilir artık! Hatta "Sen şu cezayı al da Demokles'in kılıcı gibi başında sallanıp dursun" diye uyarmayı da ihmal etmezler herhalde! Türkiye, bir yönüyle hakikaten garip bir ülke! Burada adam öldürmek, görevi kötüye kullanmak, çete kurmak, karanlık ilişkiler için devletin imkânlarından faydalanmak suç değil. Suç olan bunların ifşa edilmesi, ortaya dökülmesi, yazılması!.. Bu ülkede yaşayan ve olayları anlamaya çalışan birisi olarak şimdi Mehmet Baransu'ya açılan davayı takip ediyoruz. Bakalım davadan nasıl bir sonuç çıkacak.

Baransu'nun en büyük suçu, masumlara yönelik bir komployu deşifre etmesi. Aslında, bu gazetecinin suçu çok da içlerinden birini tutturabildiler! Üst düzey komutanlar, bu haberlerden dolayı gazeteye ve muhabire teşekkür edip ordunun kimliğiyle suça bulaşmışları askeriyeden temizlemek yerine, bu konuyu ortaya çıkaran muhabire dava açmayı tercih ediyorlar.

Güneydoğu'daki faili meçhul cinayetler nedeniyle mahkemece tutuklanarak cezaevine konulan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ü en azından mahkeme sonuçlanıncaya kadar açığa almaya bile gerek görmüyorlar. Aynı şekilde yolsuzluk için çete oluşturmak suçundan tutuklanan Askerî Savcı Zeki Üçok da açığa alınmış değil. Yani hâlâ görevinin başında.

Şamil Tayyar'a verilen ceza, şüphesiz sadece ona verilen bir ceza değil. Türkiye'deki karanlık çetelerin üzerine gidenlerin hepsine verilen simgesel bir gözdağı. Böylesine ikili çalışan bir yargı olamaz. Yargı, bir ülkenin hak ve adalet dağıtım yeridir. Yoksa hukuk dışılığın zırha büründüğü bir yer değildir. Türkiye'de faili meçhul işler bir şekilde kamufle ediliyordu, ancak bugün bunu yargının bile örtbas etmesi mümkün değil.