HALKIN SEÇMEDİĞİ YARGI ÜYELERİ KARARLARINA "TÜRK MİLLETİ ADINA" YAZMAMALI

TÜM KRİTİK YARGI ÜYELERİNİ 3-5 YIL GİBİ SÜRELER İÇİN HALK SEÇMELİ - ÖMÜR BOYU HESAP VERMEKSİZİN SALTANATA SON VERİLMELİ - HALKIN SEÇMEDİĞİ YARGI ÜYELERİ KARARLARINA "TÜRK MİLLETİ ADINA" YAZMAMALI - HAKKA HUKUKA ALDIRMAYAN , REFERANDUM YAPILSA HALKIN %90'ININ KARŞI ÇIKACAĞI YIĞINLA KARAR VAR , PEK ÇOĞU DOĞRUDAN TÜM ÜLKENİN KADERİNİ ETKİLEYEN , MİLYONLARCA KİŞİYİ MAĞDUR EDEN. HERŞEYİN BAŞI : İNSAN HAKLARI - ŞİMDİ VE HER ZAMAN !!.....

Wednesday, September 30, 2009

Haşim Kılıç'tan yargıya çağrı : "ideolojik kuşatmadan kurtulun !!"


http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=897769&title=yargiya-cagri-ideolojik-kusatmadan-kurtulun


Haber
30.09.2009 , Zaman


Yargıya çağrı: İdeolojik kuşatmadan kurtulun

Anayasa Mahkemesi Bakanı Haşim Kılıç, Ufuk Üniversitesi'nin yeni eğitim yılı açılışında ilk dersi verirken, yargıya uyarılarda bulundu. Yargıçların ideolojiden arınarak karar vermesi gerektiğini belirten Kılıç, "Etrafını saran ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç, tarafsızlığın ve onurunu yücelterek yapayabilir." dedi.

Hesap vermeyen bir yargının sınır tanımazlığın felaketlerin en büyüğü olarak gören Kılıç, yargının görevini yerine getirebilmesinin şartlarını ise şöyle sıraladı: "Evrensel hak ve özgürlükleri bünyesinde barındıran anayasa ve yasalar ile bunlar hayata geçirebilme maharetini gösterecek hâkimler."

Konuşmasında demokrasi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı gibi konularda önemli değerlendirmelerde bulunan Kılıç, hukukun üstünlüğünün sağlanması için yargıçların her türlü ideolojik düşünceden arınarak karar vermesi gerektiğini vurguladı. Kılıç, "Hakim, vicdanında kurulan mahkemede tarafsızlığını etkileyecek duygularına, öznel düşüncelerine ve öfkesine kayıtsız kalmak zorundadır. Etrafını saran ideolojik kuşatmalardan kendisini kurtaran yargıç, tarafsızlığını ve onurunu yücelterek yaşayabilir." şeklinde konuştu.

Hukuk devleti düzeninin ancak gerçek bir yargı ve yargı denetiminin olması halinde kurulabileceğini belirten Kılıç, devletin gücünün sınırlanmadığı ve denetlenmediği durumlarda keyfilik ve hukuksuzluğun yaşanacağına işaret etti. Egemenliği kullanan siyasi çoğunluğun otoritesinin de sınırsız olmadığını anlatan Kılıç, "İktidarın sınırlandırılmasında sadece yasa ve yürütmeyi değil, yargı iktidarını da kastediyorum. Zira hesap vermeyen bir yargının sınır tanımazlığı, felaketlerin en büyüğü olarak ifade edilmektedir." dedi.

Kılıç'ın gündemindeki bir diğer konu toplumda giderek tırmanan şiddet olayları oldu. Birlikte yaşamamak için her türlü çabanın ortaya konulduğunu belirten Kılıç, şu görüşleri savundu: "Son yıllarda toplum güvensiz, sevgisiz ve hoşgörüsüz bir yaşantısıyla ciddi bir travma geçirmektedir. Adeta toplumsal bir cinnet hali yaşanmaktadır. Hayatın her aşamasında şiddet ve öfkenin, kinin dalgalarıyla yaşıyoruz. Akıllara durgunluk veren ölüm ve cinayet yöntemleri, toplumun ilgiyle izlediği dizi programları arasına katıldı. Görsel ve yazılı basının reyting uğruna insani değerleri altüst eden yaklaşımları toplumda yaşanan bu travmanın ivme kazanmasına önemli katkıda bulunmuştur."

Yargı, hukuk dışılığın zırha büründüğü bir yer değildir


http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=897780&title=mizrak-cuvala-sigmiyor


Mehmet Kamış ,
30.09.2009 , Zaman
m.kamis@zaman.com.tr


Mızrak çuvala sığmıyor


17 bin 500 faili meçhul cinayetin olduğu, neredeyse hepsinin dosyalarının kapatıldığı bir ülkede, bir gazeteci, Ergenekon denen örgütü deşifre edenlerden birisi olduğu için hapis cezası aldı. Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar, Ergenekon davası sanıklarından gazeteci Güler Kömürcü ile Tuğrul Türkeş arasında geçen ve iddianamede de yer alan bir telefon görüşmesini yayımlamıştı. 'Haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğini ihlal etmek' suçundan mahkûm edildi.

Gazeteci Şamil Tayyar, Ergenekon iddianamesinde yer alan bir bilgiyi yayınlamadığı için 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılıyor. Normalde iddianame kabul edildikten sonra gizlilik ortadan kalkar ve kamuoyuna açık hale gelir. Yani ortalama bir vatandaşın herhangi bir internet sitesinde arama motoru ile bulabileceği bir bilgiden dolayı Tayyar'a hapis cezası veriliyor. Bu kadar göstere göstere bir cezaya ancak 'pes' denir. Mahkeme, verdiği cezayı ise erteliyor. Ancak bu, ceza verenlerin niyetini belli eden bir karar. Ceza ertelemesiyle birlikte yazarın 5 yıl adlî denetime tabi tutulması hükmüne varılıyor. Yani akıllarınca Şamil Tayyar'ın 5 yıl süresince Ergenekon'la ilgili bir şey yazmamasını sağlamak istiyorlar.

Bundan sonra gazeteci Mehmet Baransu'ya da okkalı bir ceza verilir artık! Taraf Gazetesi muhabiri Baransu'ya "Dağlıca'nın iç yüzünü, pimi çekilmiş bombayla şehit edilen askerleri, Aktütün baskınını, Dursun Çiçek'in komplolarını bir daha yazarsan sana şu kadar yıl hapis yolu görünüyor" denilir artık! Hatta "Sen şu cezayı al da Demokles'in kılıcı gibi başında sallanıp dursun" diye uyarmayı da ihmal etmezler herhalde! Türkiye, bir yönüyle hakikaten garip bir ülke! Burada adam öldürmek, görevi kötüye kullanmak, çete kurmak, karanlık ilişkiler için devletin imkânlarından faydalanmak suç değil. Suç olan bunların ifşa edilmesi, ortaya dökülmesi, yazılması!.. Bu ülkede yaşayan ve olayları anlamaya çalışan birisi olarak şimdi Mehmet Baransu'ya açılan davayı takip ediyoruz. Bakalım davadan nasıl bir sonuç çıkacak.

Baransu'nun en büyük suçu, masumlara yönelik bir komployu deşifre etmesi. Aslında, bu gazetecinin suçu çok da içlerinden birini tutturabildiler! Üst düzey komutanlar, bu haberlerden dolayı gazeteye ve muhabire teşekkür edip ordunun kimliğiyle suça bulaşmışları askeriyeden temizlemek yerine, bu konuyu ortaya çıkaran muhabire dava açmayı tercih ediyorlar.

Güneydoğu'daki faili meçhul cinayetler nedeniyle mahkemece tutuklanarak cezaevine konulan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz'ü en azından mahkeme sonuçlanıncaya kadar açığa almaya bile gerek görmüyorlar. Aynı şekilde yolsuzluk için çete oluşturmak suçundan tutuklanan Askerî Savcı Zeki Üçok da açığa alınmış değil. Yani hâlâ görevinin başında.

Şamil Tayyar'a verilen ceza, şüphesiz sadece ona verilen bir ceza değil. Türkiye'deki karanlık çetelerin üzerine gidenlerin hepsine verilen simgesel bir gözdağı. Böylesine ikili çalışan bir yargı olamaz. Yargı, bir ülkenin hak ve adalet dağıtım yeridir. Yoksa hukuk dışılığın zırha büründüğü bir yer değildir. Türkiye'de faili meçhul işler bir şekilde kamufle ediliyordu, ancak bugün bunu yargının bile örtbas etmesi mümkün değil.

Monday, September 28, 2009

İNCELDİĞİ YERDEN KOPSUN

http://www.stargazete.com/gazete/yazar/samil-tayyar/inceldigi-yerden-kopsun-215487.htm



http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=897176&title=gazetecinin-isyani

Gazetecinin isyani

Ergenekon yazılarıyla medyada gündem olan Star yazarı Şamil Tayyar evine yapılan Jandarma baskınından üzerideki yargı kuşatmasına son bir yılda başına gelenleri anlattı. İşte yazısı:



Şamil Tayyar
28.09.2009, Star (gazete)
stayyar@stargazete.com


İNCELDİĞİ YERDEN KOPSUN


Ergenekon harmanına dalınca sırtım dirgen izleriyle doldu. Yetmedi; ailem, çocuklarım tarifsiz acılar çektiler.

Tuncay Özkan, sahibi olduğu Kanaltürk'te günlerce aşağılık yayınlar yaptı. Bana etmediği hakareti ve küfrü bırakmadı. Eşime dahi dil uzattı. Yanı başında oturan Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya, "ayıptır" diyemedi.

Kanaltürk'ün internet sitesinde sinkaflı küfürler birbirini izledi. Ne şahsım kaldı, ne eşim, ne çocuklarım, ne yakınlarım...

Uğur Dündar'ın eşi için ayağa kalkanlar, aşağılık oyunu, kah gülerek, kah ellerini ovuşturarak izlediler.

Dava açtım. Mahkeme, küfürler için bin 250 lira takdir etti. Bu rakam, alt limitti. Küfürler bu kadar aleni olmasa, ceza bile vermeyeceklerdi.

O günleri zor atlattım. Bir ucu Gavurdağı'na diğer ucu Trabzon'a uzanan aile yakınlarım infiale kapıldı. Kanaltürk'ü kana bulamalarından korktum, günlerce uykusuz kaldım.

Bunca ağır hakaret ve küfre rağmen, Tuncay Özkan'ın eşi veya sevgilisiyle ilgili ima yollu bile olsa tek satır yazmadım. Kavgamı delikanlıca verdim, ama o, belden aşağı vurdu.

Sekreterle ceza verdiler

CHP Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt, Habertürk'teki bir yorumuma tepki göstermek için aradığında bana küfür edip telefonu kapattı, sonra sicil amiri olduğu sekreterini tanık gösterip hakkımda dava açtı. Hakim, iki tanığımı yalancı ilan etti, sekretere inandı, hiçbir maddi delil aramadı, 1 yıl ceza verdi.

Yargıtay, bu kararı onarsa, isteyen milletvekili sekreterini tanık göstererek, istediği gazeteciyi hapse attırabilir.

Ergenekoncuların dostu CHP'li Şahin Mengü, Kanaltürk'te şahsım için ağzına geleni söyledi, dava açtım, yerel mahkemede kazandım, ama garabet gerekçeyle Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararı bozdu.

Can Ataklı, Ergenekonculara "Kaçırın Şamil Tayyar'ı, alın elindeki bilgileri" diyerek tüyo verdi. Suç duyurusunda bulundum. Savcı, dava açmak için zorunlu 60 günlük süreyi bekledikten sonra zaman aşımından takipsizlik verdi. Yapması gereken, 60 gün içinde Can Ataklı'nın ifadesini almaktı.

Hakkımdaki suç duyurularına adeta atlarcasına sahiplenen Savcı Ali Çakır, ifade almaya bile gerek duymadan patır patır dava açtı. Soruşturma safhasında savunma hakkı tanımadılar. Birinden de 1 yıl 3 ay hapis cezası aldım.

Bu karar hukuk tarihine "kara leke" olarak geçti. İlk kez bir iddianamenin haber yapılması, cezalandırıldı.

Yargı kuşatması

Tercüman gazetesi, sürmanşette fotoğrafımı yayınlayarak terör örgütüne hedef gösterdi. Yine suç duyurusunda bulundum. Savcı, terörle mücadelede kamu görevlisi olmadığım gerekçesiyle reddetti.

Oysa, Tuncay Özkan, aynı gerekçeyle hakkımda suç duyurusunda bulunduğu zaman savcı hemen dava açtı. Tuncay'ın kamu görevlisi olup olmadığını bakmadı.

Üstelik, iddianameyi kabul eden Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, kararı şahsıma resmi olarak tebliği etmediği için 7 gün içinde itiraz hakkımı kullanamadım. Mahkeme ayrıca, görevsizlik verip dosyayı İstanbul'a gönderdi. Madem işin değildi, neden iddianameyi kabul ettin?

İşçi Partisi, Operasyon Ergenekon kitabımla ilgili suç duyurusunda bulundu. Savcı, takipsizlik verdi. Bu kez karşıma Sincan Hakimi Osman Kaçmaz çıktı, takipsizlik kararını bozdu.

Kitapla ilgili yargılamam devam ediyor. Dava savcısı mütalaasında cezalandırılmamı istedi. Gerekçe olarak gösterdiği kitaptaki bölümlerin neredeyse tamamına yakını, davayla ilgili değildi.

Malatya misyonerler davasıyla ilgili belgeler, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi üyelerinin telefon konuşmaları, Muzaffer Tekin'in Danıştay sorgusundaki ifadeleri, Ergenekon soruşturması kapsamında değerlendirildi.

Maksat, ceza vermek...

Jandarma evimi bastı

Mahkeme tebligatları bile Kandil'e operasyon gibi yapıldı. Bir gece saat 21.00 sularında jandarma evimi bastı. Ellerinde ağır silahlar, binayı çevrelediler, bir kaçı bahçe demirlerinden atlayarak kapıya dayandılar.

Tesadüfen, o gece, Kadir Çelik'in Objektif programı için İstanbul'dayım. Çelik ve programın diğer konuğu emekli Astsubay Hüseyin Oğuz, olaya tanıktır.

Eşim, heyecanla arayınca haberdar oldum. Ertesi gün davam varmış, saat 09.00'da falanca mahkemede olmam gerekiyormuş. Hemen jandarma üsteğmeni aradım, özür dilemezlerse canlı yayında baskını anlatacağımı söyledim.

Özür dilediler, ertesi gün çaya davet ettiler. Gitmedim.

Çocuklarımı okullarında taciz ettiler. Ağlayarak geldikleri günleri hiç unutamam. Tehdit ve küfür dolu telefonlar, elektronik postalar...

Sadece şahsıma ve aileme küfür için internet siteleri kuruldu. Sözlük adı altında yalan, dolan, iftira ve küfürlerle sayfalar açıldı.

Yaşadıklarımızın bir kısmını yazdık, bir kısmını sineye gömdük. Aile efradının infiale kapılma riskini düşünerek, hukuka inanarak...

Olmadı.

30'u aşan davada 100 yıla yakın hapis cezası istendi, tazminat talepleri eski parayla 1 trilyonu buldu.

Adalet aradım

Yargı, hak arama çabalarımın önüne yüksek bariyerler dikti. Hukukun bittiği yerde, kendi adaletimi aradım.

"Namussuz ve şerefsiz" diyen ahlaksıza "lan" dedim. Küfre sütun açmaya yeltenen zata "dalaksız" diye seslendim. MHP'li vekilin hakaretleri karşısında "alın şu adamı başımdan" diye serzenişte bulundum. Beni düelloya davet ederken "onun bunun gazetecisi" diyen emekli paşaya, kendi lisanından "onun bunun generali" lafını çaktım.

Ne hikmetse; Metin Ataç Paşa gibi beyaz kıyafetler içinde helikopterden inmediğim halde, bana "evliya" muamelesi yaptılar. Hazreti Yusuf sabrı, İmamı Azam bilgeliği, Mevlana hoşgörüsü, Yunus Emre olgunluğu beklediler.

Oysa basit ve sıradan bir Anadolu insanıydım. Etten kemikten yaratılmış, zaafları, duyguları ve nefsi olan biri...

Bana taşıyamayacağım kadar ağırlık yüklediler. Küfür, hakaret ve iftiralara boynunu eğ, haksızlıklara direnme...

Evet...

Belki "Kamil" değildim, ama Şamil olduğumu unuttular.

Ne diyordu Mehmet Akif;
Yumuşak başlıyım amma kim demiş uysal koyunum/
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum/
Kanayan bir yara gördüm mü kanar ta ciğerim/
Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim/
Adam aldırmada geç git diyemem aldırırım/
Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım.


Hapis cezası vermişler, 5 yıl denetime almışlar, kimin umurunda? Hayatından vazgeçmiş adam için ne ifade eder?

Madem öyle, sözüm odur; inceldiği yerden kopsun...

Tuesday, September 22, 2009

İtalya'da Gladyo'yu çökerten savcı, bu tip davalarda “asıl direncin yargıdan geleceğini” söylemişti.


http://yenisafak.com.tr/Roportaj/Default.aspx?t=22.09.2009&c=16&i=212288

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=894981&title=ergenekon-bana-1-milyon-dolar-teklif-etti


Bir gazeteci vasıtasıyla Ergenekon bana 1 milyon dolar teklif etti


Ergenekon dosyasındaki bir belgeyi köşesine taşıdığı için 1 yıl 3 aya mahkum olan Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar: “Sürekli ölüm tehditleri alıyorum. 'Darbe olacak, çok ağır hesap vereceksin, zindanlarda çürüyeceksin' diyenler de oldu. Hatta para teklifiyle karşılaştım. Bir yolunu bulup Ergenekon haberi yapan gazetecileri susturmak istiyorlar” diyor.


MEHMET GÜNDEM / GÜNDEMDEKİLER
22.09.2009 , Yeni Şafak


Bu mahkumiyet hepimize…


Ergenekon 1. İddianamesi'nde yer alan resmi bir belgeyi köşesinde kullanan Star gazetesi yazarı Şamil Tayyar'a merkezinde gazetecilere sansür ve gözdağı barındıran çok tartışılacak bir ceza geldi.

Tayyar, Ergenekon 1. İddianamesi'nin eklerinde yer alan Güler Kömürcü ile Tuğrul Türkeş arasındaki telefon konuşmasını 12 Eylül 2008 tarihli köşe yazısından yer vermişti.

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi “haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle Tayyar hakkında 1 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetti. Ceza önce iyi hal nedeniyle 1 yıl 3 aya düşürüldü ardından da ceza ertelenerek, “5 yıl adli denetime tâbi tutulması” kararı verildi.

Mahkeme “gerekçeli kararın” açıklanmasını belirsiz bir tarihe erteledi. Haliyle Tayyar'ın temyize gitme yolu da fiilen kapandı.

Peki şimdi ne olacak?

Bu durum benzer davalara emsal oluşturacak mı?

Ergenekon davası iddianamesinden ve eklerinden haber yapılması yolu kapanıyor mu?

Özel hayat kılıfı altında basın özgürlüğüne darbe mi?

Hukuk mu işliyor, Ergenekoncular koruma altına mı alınıyor?

Yargı tarafsızlığını kaybetti mi?

Yeni bir sulandırma girişimi mi?

Yargı içindeki parçalanmışlığın göstergesi mi?

Bu ceza Şamil Tayyar üzerinden Ergenekon savcılarının da mahkumiyeti midir?

Meydan okuma mı?

HSYK'nın sonuçsuz kalan girişiminin devamı mı?

Yargı tarafını netleştirdi mi?

Peki bu kadar soru oluşturan bir mahkumiyet kararının gerekçeli kararı nerede?

Bence gerekçesi açıklanamayacak bir karar…

Türkiye'ye evrensel hukuk kadar gerçek hukukçular da lazım.

Çünkü yargının yanlılığını, yer yer politize olduğunu, hatta Ergenekoncuların kuşatma hedefine girdiğini de gördük.

Öyle anlaşılıyor ki “hukukun üstünlüğünden” daha üstün bir şeyler var bu ülkede…

Ergün Babahan durumu güzel izah etmiş; “Yargı çatıştı Şamil arada kaldı!” diyor.

Sevgili Şamil, yalnız değilsin, aldırma, bu da geçer…

Ergenekoncularla mücadele etmenin, bu ülkede hukuk, adalet, özgürlük, demokrasi, istemenin bir bedeli vardı…

Gerekirse hepimiz “şerefimizle” öderiz o bedeli…

Zaten bu mahkumiyet hepimize…


Yazında alıntıladığın ve 1 yıl 3 ay hapis cezası aldığın belgeyi nereden buldun?

Cezaya konu olan belge, 1. Ergenekon iddianamesinin eklerinde mevcut. Ayrıca kamuoyuyla paylaşıldı. İsteyen internetten kolaylıkla ulaşabilir. Hatta Milliyet gazetesi, erişimi kolaylaştırmak için arama motoru bile koydu.


Belge resmi, üzerinde gizlilik kararı bulunuyor muydu?

Hayır. Mühürlü bir belgeydi… Yine hakim insaflı çıktı.


Nasıl?

İddianameyi hazırlayan savcı Ali Çakır, ayrıca, soruşturmanın gizliliğini ihlal, adil yargılamayı etkileme ve hukuk dışı yollardan temin edilmiş bilgileri yayınlamakla suçladı. Yani, iddianamenin ekinde yer alan Tuğrul Türkeş ile Güler Kömürcü arasındaki telefon konuşmasını benim dinlediğimi iddia etti. Oysa dinlemenin mahkeme kararıyla yapıldığı çok açık şekilde eklerde yer alıyordu. Mahkemenin kabul ettiği bir iddianameyi haber yaparken soruşturmanın gizliliğini ihlalle suçlanmak ise tam bir hukuk garabetidir.


Belgeli haber yapmak meslekte övünç kaynağıdır, bir gün bunun mahkumiyet sebebi olacağını düşünmek…

Elbette düşünmedim. Ama Ali Çakır'ın savunmama bile gerek görmeden hazırladığı iddianameyi okuyunca bir oyunla karşı karşıya kaldığımı düşündüm.


Neyse ki hakim savcıya uymamış…

Hakim, savcıya uysaydı 18 yıla kadar hapis cezası vermesi gerekebilirdi. O iddianame, mahkemece kabul edilmiş Ergenekon iddianamesini soruşturmanın gizliliğini ihlal olarak değerlendirerek de tarihe geçti.


Eskiden mahkumiyetler belgesiz yazılan haberler nedeniyle ve çoğunlukla tazminat cezaları şeklinde olurdu. İlk kez belgeli habere hapis cezası geliyor. Bu karar mesleğimizi nasıl etkiler?

Senin de dediğin gibi ilk kez gizli olmayan belgeli habere ceza verilmiş oldu. Üstelik gerekçeli kararın açıklanması sonraya bırakılarak, temyiz hakkım fiilen engellendi, 5 yıl boyunca köşe yazılarım denetim altına alındı. Diğer anlamı sansür ve gözdağıdır. 'Ergenekonla ilgili bir daha yazarsan adresin bellidir' denmiştir. Ben de o mesajı aldım. Ankara'ya yakın yerde cezaevi aramaya başladım. Çünkü devam eden 30'a yakın davam var.


Farklı olaylarda iddianamelere giren yasal dinleme kayıtlarından sayısız haber yapıldı. Ancak böyle karar verilmedi. Bu karar Ergenekon'a özel mi?

Ergenekon süreciyle doğru orantılı olduğunu düşünüyorum. Ergenekon'un diyetini ödetecekler. Yıllar önce Güler Kömürcü ile Sedat Peker arasındaki mahrem telefon konuşmalarını Milliyet yayınlamıştı, o davadan ceza çıkmadı.


Bu kararın Ergenekon'un üzerine giden bir gazeteci olarak sana özel olduğunu düşünüyor musun?

Kararın, sadece şahsıma değil, iddianameyi hazırlayan savcılar ve kabul eden mahkeme heyetine mesaj niteliğinde olduğu kanaatindeyim. Çünkü sadece ben cezalandırılmadım, örtülü şekilde Ergenekon savcıları ve hakimler de cezalandırıldı. Bir şekilde HSKY'dan çıkmayan ceza, yerel mahkemeden çıkmıştır.


Ara mesaj olarak, “Ergenekon yazmayın hapse girersiniz” mesajı var mı gazetecilere?

Bu mesaj, daha önce bazı gazeteci arkadaşlara verilen cezalar yoluyla gönderilmişti. Şimdi 'iddianameyi bile yazmayın' denerek ikinci aşamaya geçilmiştir.


5 yıl içinde benzer bir suç işlersen hapse gireceksin. 5 yıl boyunca hapse girmeyi göze alarak özgür yazabilecek misin?

Nefsimle ilgili sorunum yok. Hayatından vazgeçmiş bir adamın gözünü hapis cezası korkutmaz. Burada önemli olan, kurumunuz size ne kadar sahip çıkabilir?


Ne kadar?

Şu anda öyle güçlü bir destek görmedim, biraz kırgınım.


ERGENEKON'U YAZANLARI SUSTURACAKLAR

Bu karar seni susturmaya yönelik bir adım mı?

Öyle olduğunu düşünüyorum.


Korktun mu?

Hayır, neden korkayım ki… Zaten bekliyordum. 2010 sonu veya 2011 başında cezaevine girme ihtimalini yüksek gördüğüm için sürpriz olmadı.


Aldığın net mesaj nedir?

Çok ileriye gittin. Buraya kadar. Sınırı daha fazla aşarsan başına gelecekleri iyi düşün…


Sen Ergenekon ile tanıştın mı?

Tanıştım, ama birbirimizden pek hazzetmedik.


Ne zaman?

Bu konuları yazmaya başladığım andan itibaren ritmik bir ilişkimiz var. Beni yoldan çevirmek ve caydırmak için sürekli uyardılar.


'Operasyon Ergenekon' isimli bir kitap yazmıştın. Şimdi Ergenekon'un bir operasyonuna uğradığını düşünüyorsun?

Kesinlikle böyle düşünüyorum. O kitaptan dolayı da yargılamam devam ediyor..


Ergenekon'u deşifre eden yazılarından dolayı açık veya örtülü tehdit gördün mü?

Evet…


Ne tür tehdit ve telkinler oldu?

Sürekli ölüm tehditleri aldım. Hâlâ da alıyorum. 'Darbe olacak, çok ağır hesap vereceksin, zindanlarda çürüyeceksin' diyenler oldu. Hatta 1 milyon dolar rüşvet teklifiyle bile karşılaştım.


Kim yaptı bu teklifi?

Ergenekon'la bağlantılı olduğunu düşündüğüm bir gazeteci…


Nasıl oldu?

Benden başka bir amaçla görüşme talep ettiler, biraraya geldik, cep telefonlarımızı kapattılar, basit bir üst kontrolü yapıldı, güvenli bir ortam oluştuğunu düşündüklerinde bu teklif yapıldı. Eğer beni ya da onları yakından takip eden devlet içinde bir güç varsa yüksek ihtimalle ortam kaydı ellerinde mevcuttur. İspat edebilsem o gazetecinin ismini de açıklarım…


Tam olarak ne için teklif edildi bu para?

Ergenekon'la ilgili yazılardan, haberlerden ve tavrımdan vazgeçmem, iddianın üzerine gitmemem için teklif edildi.


Özellikle Ergenekon'la ilgili haber yapan muhabirler adeta davaya boğulmuş durumda. Bu hukukun normal işleyişi midir, yoksa planlı ve bilinçli mi yapılıyor?

Bilinçli yapılıyor. Psikolojik harekattır. Şimdi aynı yöntem, savcıları sürekli HSYK'ya şikayet ederek uygulanıyor.


Gazetecilerin bu kadar davayla boğulduğu başka bir süreç hatırlıyor musun?

Hatırlamıyorum. Aksine yakın tarihte Susurluk'un üzerine gidenler kahraman muamelesi gördüler.


YARGIYA DA SIZMIŞ

Alper Görmüş, Ergenekon süreci sonrası diğer kurumlarda olduğu gibi yargıda da ikiye yarılma olduğu fikrinde…

Ben de öyle düşünüyorum. Ergenekon'un yargıdaki uzantıları, hem süreci akamate uğratmaya hem de kendilerine uzanmasını önlemeye çalışıyorlar.


Başbakan'a yönelik “sadist, mazoşist, hırsız, sen kimsin lan, katil, hortumcu, mal” gibi ifadelere yargı “fikir özgürlüğü” çerçevesinde ceza vermedi.


Çok doğru. Bu ifadeleri kullananların daha çok Tuncay Özkan gibi Ergenekon'a yakın ve Ergenekon içindeki isimler olduğunu görüyoruz…


Yargı bazılarına farklı mı işliyor?

O konuda hiç şüpheniz olmasın. Şahsa ve temsil ettiği misyona göre yapılan yargılamaların sayısı her geçen gün artıyor. Başbakan'a söylenen sözler Baykal için ifade edilse, cezaevinden çıkamazsınız.


Yargıda Başbakan'ı bile “öteki” pozisyonuna düşüren bu gücün adını koyabilir musun?

Adını siz koyun. Dudaklarını büzüşlerinden isimleri okunmuyor mu…


Yargıdaki bu gücü ya da yapılanmayı motive eden şey nedir?

Ergenekon'la bağlantılı olanlar var, soruna ideolojik yaklaşanlar var, kişisel hesap peşinde koşanlar var, saf şekilde ülkenin irticaya sürüklendiği duygusuna kapılanlar var, intikam hislerine yenik düşenler var…


Deniz Feneri davasındaki yasal bir dinleme kaydını Nedim Şener yazsaydı, 1 yıl 3 ay hapis cezası alır mıydı?

Herhalde almazdı. Alsa bile büyük ihtimal Yargıtay'da bozulurdu. Hatırlayın, Nedim Hrant Dink cinayetiyle ilgili kitabından dolayı 18 yıl hapis cezası ile yargılanıyor, ona isnat edilen suçlamalar arasında gizili belgeleri deşifre etmek var. O belgeler iddianame içinde olmadığı halde Doğan Grubu büyük bir karşı kampanya başlattı.


ERGENEKONCU BAŞSAVCI VAR

51 No.'lu DVD ve benzerlerinde yargı mensuplarının uygunsuz görüntüleri ve fişleri yeralıyor. Ergenekon yargıya benzer yöntemlerle şantaj yapıyor olabilir mi?

Doğrudur. Bir, Ergenekon'la doğrudan bağlantılı olanlar, bir de şantaja yenik düşüp talimatları yerine getirenler var. Şantajla Ergenekon'a esir düşmüş ve her istediklerini yapan çok önemli bir başsavcı var. Keşke yiğitlik yapıp itiraf edebilse…


Kim o?

Adını veremem…


Adını vermiyorsan eşkalini versen?

Son bir yıldaki medya taraması eşkalini ortaya çıkarır…


İtalya'da Gladyo'yu çökerten savcı, bu tip davalarda “asıl direncin yargıdan geleceğini” söylemişti. Haklı mıymış?

Kesinlikle doğrudur. İtalya'dan farklı olarak bir de TSK içinde ciddi muhalefet var. Bu aralar, terfi eden bazı kuvvet komutanları bazı Ergenekon sanıklarını hapishanede ziyaret ederlerse şaşırmamak lazım… Adına “İnsani ziyaret” derlerse de inanmamak lazım…


Ergenekon sanıklarıyla HSYK'nın bazı üyelerinin sıkı irtibatları ortaya çıktı. Ergenekon'un üzerine giden gazetecilere yönelik davalarda, bu grubun etkisi var mıdır?

İhtimal dahilindedir…


BU DAVADA HEDEF BEN DEĞİLİM

Böylesine bir mahkumiyet ve böylesine dava yağmuru Doğan Grubu'ndan bir gazeteciye yapılsaydı ne olurdu?

Kızsak da, beğenmesek de Doğan Grubu çok profesyonel. Müthiş bir kamuoyu oluştururlar, meslek örgütlerini harekete geçirirlerdi. Bizim arkadaşlarımız çok amatör, kişisel kaygılarla hareket ediyorlar. Bu davada hedef ben değilim, fakat bunu bizimkiler anlamıyorlar.


Ergenekon'un üzerine giden bir Ankara Temsilcisi'yle, Ergenekon'u savunan bir Ankara Temsilcisi'nin yargı önünde ve karargah çevresinde karşılaştığı tutum arasında bir fark gözlemledin mi?

Elbette. Bize öcü gözüyle bakıyorlar. Ergenekon'u sulandıranlar, lehte haber yapanlar ise haliyle o çevrelerde itibar görüyor.


1 numara İstanbul'da etkisiz eleman durumunda


Ergenekon'u ilk yazmaya başladığın anla şu an arasında işin boyutu çok değişti...

Savcılar, öyle önemli işlere imza attılar ki gelinen noktayı bu işi başından beri takip eden bir gazeteci olarak ben bile tahayyül edemedim.


Bir buçuk yıl önce verdiğin bir röportajda Ergenekon buraya kadar demiştin…

Bu ifadem, sorunun küçüklüğünden değil, soruşturmayı yürütenlerin bu iradeyi gösterip gösteremeyeceği kaygısındandı. Geçmişte hep yarıda bıraktıkları için Ergenekon'da da yarıda bırakacaklarını düşündüm, ama onlar bizi yanılttılar ve gidebilecekleri yere kadar gittiler. Daha ileriye de gidebilirlerdi ancak arkalarındaki destek azaldığı için bir numaraya varmadan döndüler.


Hangi destek?

Devlet desteği…


1 numara gündemden düştü, ne oldu?

Savcılar 1 numaranın üzerine gitmeseler de ensesinde olduklarını hissettirdiler. O nedenle İstanbul'da izole edilmiş bir hayat yaşıyor, örgütle de bağlantıları büyük ölçüde koparıldı, etkisiz eleman durumundadır.


Mahkumiyet sonrası kimler aradı?

İlk arayan Ergenekon konusunda kitap yazan Saygı Öztürk'dü. Patronum Ethem Sancak'tan Türk İş Başkanı Mustafa Kumlu'ya kadar çok sayıda dost aradı. CHP'den, MHP'den, bürokrasiden sayısız 'geçmiş olsun” telefonları, mesajları aldım. “Yerine biz yatalım” diyen gönül dostları vardı. Sadece AK Parti'den arayan olmadı.


Ailen nasıl karşıladı?

Üzüldüler tabii. Ama sürpriz olmadı. En ilginç tepkiyi 10 yaşındaki oğlum Bora gösterdi. 'Baba hiç üzülme yerine ben yatarım' dedi. Bana bu yeter, gerisi hikayedir…

Tuesday, September 15, 2009

Mensuplarına adalet dağıtamayan yargı

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=892340&title=mensuplarina-adalet-dagitamayan-yargi


Bülent Korucu ,
15.Eylül.2009 , Zaman
b.korucu@zaman.com.tr


Mensuplarına adalet dağıtamayan yargı

Adalet Bakanlığı'nın hazırladığı yargı reformu da biraz sele kapıldı. Henüz Meclis açılmadığından tartışmaların yeniden başlaması için yeterli zaman var.

Erkler arasındaki dengenin dayanak noktası diyebileceğimiz yargının ferdi haklar konusundaki işlev de göz önüne alınınca meselenin ehemmiyeti iyice tebarüz ediyor. Yargıyı bir iktidar aracı olarak görenler bu konudaki her girişime mevzi kaybı endişesiyle yaklaşıyor. Yargıtay başkanının itirafıyla biriken bir milyona yakın dosya ve her yıl bunlara eklenen 200 bin yeni dosya bile tek başına faciayı özetlemeye yetiyor. Yargı camiası bu haliyle adaletin değil adaletsizliğin aracı haline gelme riski taşıyor.

Tartışma, yakın zamandaki sıcak çekişmenin de etkisiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üzerine odaklanıyor. "Kurulun, ideolojik yaklaşımları ve devletçi refleksleri adil davranmasını engelliyor" eleştirilerine, Ergenekon savcı ve hakimleriyle ilgili girişimler de eklendi. HSYK'nın tavırları, adliyeyi kendi mensupları arasında dahi adaleti dağıtamayan bir kuruma dönüştürüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla tescil edilen bu adaletsizlik, üzücü olduğu kadar utandırıcı bir durum. Topyekün bir düzeltme gerekliliği kadar işe HSYK'dan başlanmasının kaçınılmazlığı da ortada. Tayin ve terfi gibi kariyer planları bir yana Ferhat Sarıkaya örneğinde olduğu gibi ekmek parası tehlikede olan hakim ve savcının adalet dağıtmasını beklemek fazla iyimserlik olur. Bunca olumsuzluğa rağmen büyük çoğunluğun fedakâr çabası her türlü takdiri hak ediyor. Balığın baştan kokmasını engellemek için HSYK'nın demokratik ve adaleti önceleyen bir yapıya büründürülmesi lazım.

Durum tespitiyle birlikte (İsterseniz siz buna hasar tespiti de diyebilirsiniz) teklifleri şöyle sıralayabiliriz: Kuruluşu ve çalışma şekliyle HSYK demokratik olmaktan çok uzak. Demokratik olmanın önemli ölçüleri seçim şekli ve çoğulcu temsil. Bunların ikisi de maalesef yok. Haklarında hayati kararlar verdikleri tabandan tamamen kopuk, yüksek yargı ile birbirini seçen bir fasit daire ile karşı karşıyayız. Ankara'da iktidar mücadelesi veren bir kast oluşuyor. Yer yer paylaşım, bazen de mücadele şeklinde cereyan eden iktidar oyununda mevzi korumak adına kendi mensuplarını kurban vermekten çekinmeyen bir kast bu. Ferhat Sarıkaya ve Sacit Kayasu kararları bunun en tipik örnekleri. Son atama krizinde Ergenekon hakim ve savcılarıyla ilgili girişim de bardağı taşıran damlalar oldu. Yargı mensupları için teminat oluşturması ve tarafsız vazifenin güvencesi olması gereken kurul, devam eden yargılamaya müdahale etmekten çekinmedi. Hatta o kadar ileri gidildi ki sanık vekili yakıştırmalarına zemin hazırlandı. Bu uğurda anayasa ihlalleri ve yetki gaspları göze alındı. Her şerde bir hayır vardır denir ya, işte o krizin faydası da bu oldu. Reform ihtiyacının aciliyeti göz önüne serildi. Yüksek yargının HSYK'ya üye seçim şekli ayrı bir garabet ve çoğulculuğun önündeki büyük engel. Basit çoğunlukla yapılan seçimler hep aynı yorum, içtihat veya kliğin kazanmasıyla sonuçlanıyor.

Kurulun denetlenebilir olmaması en büyük eksiklik. Kararlarını kendi dışında bir heyetin denetlemesiyle aşılabilecek bir sorun. Denetlemeyle karıştırılan diğer bir eksiklik ise hesap verebilir olmak. Adına yetki kullandığı halka, bütün erkler gibi yargı da hesap vermelidir. Devlet cihazını halk adına ve ondan aldığı yetkiyle çalıştıran yürütme ya da yasama faaliyetini icra eden parlamento aracılığıyla bu ilişki sistemleştirilebilir. Halktan bağımsız yargı talebi tutarsız ve dünyada emsali yok. Anayasa Mahkemesi ve HSYK'ya Meclis'in üye seçmesi yargıdaki hem temsil zaafını hem de hesap verebilirlik açığını telafi edebilir.

Yargıya güven

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=892339&title=yargiya-guven


Ekrem Dumanlı ,
15.Eylül.2009 ,
Zaman
e.dumanli@zaman.com.tr


Yargıya güven

Sanırım sorular karışıyor. 'Yargıya güvenmiyor musunuz?' demekle 'Herkesin güvenebildiği bir yargıya ihtiyaç var mı?' sorusu aynı değil. Hele son yıllarda yaşanan bazı garip olaylardan sonra...

Yargıya güvenmek gerekiyor kuşkusuz. Çünkü herkesin adalete sığınmaktan başka çaresi yok. Ne var ki böyle bir güvenin tesis edilemediği de aşikâr. Öteden beri bu böyledir. Türk fikir hayatının çok önemli bir yazarı yarım asır önce 'zulüm adalet tacını giyerse' deyip bir çığlık atıyordu. Keşke o gün o sese kulak verilebilseydi.

Bugün durum daha da karışık. Yüksek yargının adaleti temsil etmesi ve hakem rolünü üstlenmesi gereken bazı birimleri, siyasî parti gibi görülüyor. Hatta bir siyasî parti gibi de değil. Malum bir partinin noteri gibi de görülüyor. Ne yazık ki algı böyle. Ve ne yazık ki bu algı boşuna oluşmuyor. Çok acı!

Bugünlere bir çırpıda gelinmedi. Yargının imajını en çok yargının bizatihi kendisi altüst etti.

O kadar gerilere gitmeye de gerek yok. Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında hokus pokus yapıldı ve onlarca yıldır süren Meclis geleneği '367 zorunluluğu' sayesinde altüst edildi. Tam bir hokkabazlıktı yapılan. Çünkü hiçbir cumhurbaşkanı seçilirken böyle bir şart istenmemişti. 'Olsun, nasıl olsa Anayasa Mahkemesi (AYM) buna izin vermez' diyenler hüsrana uğradı. Bazı üyeler 'Biz bu kararı torunlarımıza anlatamayız' dedi ama iş işten geçmişti.

Meclis 411 oyla bir yasayı onayladı. Anayasa'da çok açık bir şekilde AYM'nin yetkisi belirtiliyordu ve teamül de hep o çerçevede cereyan ediyordu. Ne yazık ki AYM, yetkisini aşarak içeriğe müdahale etti. Üstelik akla hayale gelmeyecek yasakçı gerekçelerle.

YARSAV diye bir örgüt var; yüksek yargıdan pek çok kişi de buna üye. 1980 öncesi Pol-Bir, Pol-Der gibi örgütler vardı; Polisler onlara üyeydi ve yandaş-karşıt ikilemi içinde yaşıyorlardı. Olan da vatandaşa oluyordu. YARSAV da böyle bir görüntü veriyor. Nerede siyasî bir olay var, bu örgütün başkanı orada. Üstelik bu kişi hâlâ savcılık yapıyor. Ama ne hikmetse Ergenekon sanıklarına taktikler verebiliyor. Halkın neredeyse yarısının oyunu alan bir partinin kapatılması tezgâhında aktif roller üstleniyor. AYM üyesi bir kişinin durumu ondan geri mi? Maalesef! Beyefendi, eşiyle beraber her siyasî kavganın içinde. Ankara'nın göbeğinde bir hâkim bahsi geçen kişileri aratmıyor zaten. Adam daha yazılmamış yazılar için gazete isimleri vererek yayın yasağı getiriyor. Hukuk tarihinin en komik kararını nasıl alıyor? Komşusu mahkemeye giderek... Bir de televizyonlara çıkıp Anayasa'ya aykırı kararlarını savunup adeta canlı yayında tartışacak adam arıyor...

Demem o ki yargı durup dururken kan kaybetmiyor. HSYK'nın son operasyonu bile başlı başına korkunç bir hataydı. Sokaktaki vatandaş ne düşünüyor: 'Ergenekon örgütünü araştıran savcılar/hâkimler tayin ve terfi silahı kullanılarak sindirilmeye çalışılıyor.' Bu imajın oluşmasında asıl sorumlu HSYK'nın bizzat kendisi. Ergenekon zanlıları ile oturup kalkan, onların gizli toplantılarına iştirak ettiği resmen ortaya çıkan kişiler zanlılar hakkında 'aile dostum, arkadaşım' der; ardından da savcı ve hâkimleri harcamaya kalkarsa (en azından böyle bir imajın oluşmasına sebep olursa) tabii ki yargı yıpranır.

Üstelik HSYK'nın halk nezdinde bir sabıka kaydı var. Şemdinli savcısı Ferhat Sarıkaya'nın ocağını söndürdü bu ekip. Savcı yanlış bir mütalaada bulunsa bile bu kadar orantısız ceza uygularsan kamu vicdanı senin kâbusun olur, peşini bırakmaz. HSYK'nın verdiği orantısız ceza Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden dönüyor. AİHM, ocağı söndürülen (meslekten men edilip avukatlık bile yapamayacak hale getirilen) savcı Sacit Kayasu'nun mesleğe iadesini istiyor. HSYK'dan tık yok.

Başa dönerek şu soruyu tazelemek isterim: Güvenilir bir yargı sistemine ihtiyaç var mı? Evet! Ancak yargıya güvenmek için yargının hem bağımsız olması gerekiyor hem tarafsız. Yargı reformu buna katkı sağlayabilir; ancak sorunun çözümü şu zihniyet değişikliğinden geçiyor. Yargı mensupları cübbeyi giydiği an siyaset elbisesini çıkarıp atmış olacak. Bizde yargı bağımsız olmasına bağımsız da tarafsız mı o konuda çok büyük bir tereddüt var. Yargı bu tereddütü ortadan kaldırmaya mecbur.