---------------------------------------------
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=954181&title=bruksel-sarikayayi-hic-unutmadi
Selçuk Gültaşlı , Zaman
Brüksel, Sarıkaya'yı hiç unutmadı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yargı krizini atlatmak için en iyi reçete olarak Avrupa Birliği'ni işaret etmesinin ardından Brüksel'in Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na ilişkin tutumuyla ilgili birçok yorum yapıldı.
Bunlardan bir tanesi, mesela, AB'nin adalet bakanının HSYK'dan çıkarılmasını istediği; zira bakan ve müsteşarının Kurul'a girmelerinin bağımsızlık ilkesine halel getirdiği yönündeydi. Bir başka yorum ise AB'de bazı üye ülkelerde de bakanların HSYK türü kurullara girdiklerinden hareketle Avrupa'da yargı bağımsızlığının Türkiye'den farklı yorumlandığına işaret ediyordu.
Geçen hafta raporlarında yıllardır yargıyı mercek altına alan Brüksel'in HSYK krizine nasıl baktığını anlamaya çalıştım. Brükselli bürokratlarla konuştum. Anlayabildiğim kadarıyla AB krizde şöyle bir yerde duruyor:
- Brüksel'in yargıyı mercek altına aldığı araçlarında 27 Nisan'dan sonra bir odak kayması yaşandı. 27 Nisan e-muhtırasının 367 kararı ile desteklenmesi, 22 Temmuz seçimlerinden sonra açılan kapatma davası, başörtüsü için yapılan anayasa değişikliğinde Anayasa Mahkemesi'nin usulü bırakıp esasa girmesi, AB'nin dikkatini yüksek yargıya çevirdi. 2007, 2008 ve 2009 raporlarında yüksek yargıya ilişkin net eleştiriler yer aldı. Adalet bakanının HSYK'ya nadiren de olsa girdiğini en son 2006'da not eden AB Komisyonu, o tarihten sonra eleştirilerinin odağına HSKY'yı koydu.
- Brüksel'in yargıya bakışındaki odak kaymasının ciddi bir sebebi de Ferhat Sarıkaya'nın başına gelenler oldu. AB, Sarıkaya'yı hiç unutmadı. 2006, 2007, 2008 ve 2009 raporlarında Sarıkaya'ya atıf yapan Komisyon, meslekten ihraç kararı alan HSYK'nın tutumunu "orantısız" olarak nitelendirdi. AB, Sarıkaya vakasını kendi gündeminde sıcak tuttu.
- AB, bağımsızlığı, mahkemede karar alırken hâkimin ya da iddianame yazarken savcının bağımsızlığı olarak anlıyor. Yani hâkim hükmünü verirken ya da savcı iddialarını hazırlarken bir baskıya maruz kalıyor mu kalmıyor mu, ona bakıyor. Yargı bağımsızlığı, Türkiye'deki gibi hâkim ve savcıların yürütme-yasama ikilisi ile bütün bağlarını koparması olarak anlaşılmıyor.
- AB üyesi ülkelerin çoğunda yürütmenin temsilcileri, HSYK benzeri kurumlara giriyor. Buradaki sorun, bakan ya da müsteşarın Kurul'a girmesi değil, Kurul'da bakan ya da müsteşarın hâkim ve savcı atamalarında tarafsız davranıp davranmaması. Dolayısıyla AB'nin "bakan ve müsteşarı HSYK'dan çıkarılsın" gibi bir talebi yok. "HSYK'da atama ve terfilere siyasi müdahalede bulunarak davalara etki etmesin" talebi var.
- Brüksel'den bakıldığında HSYK'nın bağımsızlık sorunundan ziyade tarafsızlık sorunu var gibi görünüyor. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Ria Oomen-Ruijten 11 Şubat'ta kabul edilen raporunda, mesela, yargının bağımsızlık sorunundan hiç bahsetmiyor. Oomen-Ruijten, HSYK'nın temsil gücünün artırılması, şeffaflığı ve tarafsızlığının temin edilmesi çağrısı yapıyor. Komisyon da HSYK'nın bağımsızlığına ilişkin şüpheler izhar ederken bakan ya da müsteşarının toplantılara girmesini değil, Sarıkaya'nın meslekten ihraç edilmesini örnek gösteriyor.
Son tahlilde, Avrupa Birliği de cuntanın eseri 1982 Anayasası'nın 1987'den bu yana neredeyse yarısının tadil edildiğini; ama sadra şifa olmadığını görüyor. Çareyi, devleti değil, insan haklarını temel alan yepyeni bir anayasada görüyor.
22 Şubat 2010, Pazartesi
---------------------------------------------
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=954181&title=bruksel-sarikayayi-hic-unutmadi
Selçuk Gültaşlı , Zaman
Brüksel, Sarıkaya'yı hiç unutmadı
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yargı krizini atlatmak için en iyi reçete olarak Avrupa Birliği'ni işaret etmesinin ardından Brüksel'in Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na ilişkin tutumuyla ilgili birçok yorum yapıldı.
Bunlardan bir tanesi, mesela, AB'nin adalet bakanının HSYK'dan çıkarılmasını istediği; zira bakan ve müsteşarının Kurul'a girmelerinin bağımsızlık ilkesine halel getirdiği yönündeydi. Bir başka yorum ise AB'de bazı üye ülkelerde de bakanların HSYK türü kurullara girdiklerinden hareketle Avrupa'da yargı bağımsızlığının Türkiye'den farklı yorumlandığına işaret ediyordu.
Geçen hafta raporlarında yıllardır yargıyı mercek altına alan Brüksel'in HSYK krizine nasıl baktığını anlamaya çalıştım. Brükselli bürokratlarla konuştum. Anlayabildiğim kadarıyla AB krizde şöyle bir yerde duruyor:
- Brüksel'in yargıyı mercek altına aldığı araçlarında 27 Nisan'dan sonra bir odak kayması yaşandı. 27 Nisan e-muhtırasının 367 kararı ile desteklenmesi, 22 Temmuz seçimlerinden sonra açılan kapatma davası, başörtüsü için yapılan anayasa değişikliğinde Anayasa Mahkemesi'nin usulü bırakıp esasa girmesi, AB'nin dikkatini yüksek yargıya çevirdi. 2007, 2008 ve 2009 raporlarında yüksek yargıya ilişkin net eleştiriler yer aldı. Adalet bakanının HSYK'ya nadiren de olsa girdiğini en son 2006'da not eden AB Komisyonu, o tarihten sonra eleştirilerinin odağına HSKY'yı koydu.
- Brüksel'in yargıya bakışındaki odak kaymasının ciddi bir sebebi de Ferhat Sarıkaya'nın başına gelenler oldu. AB, Sarıkaya'yı hiç unutmadı. 2006, 2007, 2008 ve 2009 raporlarında Sarıkaya'ya atıf yapan Komisyon, meslekten ihraç kararı alan HSYK'nın tutumunu "orantısız" olarak nitelendirdi. AB, Sarıkaya vakasını kendi gündeminde sıcak tuttu.
- AB, bağımsızlığı, mahkemede karar alırken hâkimin ya da iddianame yazarken savcının bağımsızlığı olarak anlıyor. Yani hâkim hükmünü verirken ya da savcı iddialarını hazırlarken bir baskıya maruz kalıyor mu kalmıyor mu, ona bakıyor. Yargı bağımsızlığı, Türkiye'deki gibi hâkim ve savcıların yürütme-yasama ikilisi ile bütün bağlarını koparması olarak anlaşılmıyor.
- AB üyesi ülkelerin çoğunda yürütmenin temsilcileri, HSYK benzeri kurumlara giriyor. Buradaki sorun, bakan ya da müsteşarın Kurul'a girmesi değil, Kurul'da bakan ya da müsteşarın hâkim ve savcı atamalarında tarafsız davranıp davranmaması. Dolayısıyla AB'nin "bakan ve müsteşarı HSYK'dan çıkarılsın" gibi bir talebi yok. "HSYK'da atama ve terfilere siyasi müdahalede bulunarak davalara etki etmesin" talebi var.
- Brüksel'den bakıldığında HSYK'nın bağımsızlık sorunundan ziyade tarafsızlık sorunu var gibi görünüyor. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Ria Oomen-Ruijten 11 Şubat'ta kabul edilen raporunda, mesela, yargının bağımsızlık sorunundan hiç bahsetmiyor. Oomen-Ruijten, HSYK'nın temsil gücünün artırılması, şeffaflığı ve tarafsızlığının temin edilmesi çağrısı yapıyor. Komisyon da HSYK'nın bağımsızlığına ilişkin şüpheler izhar ederken bakan ya da müsteşarının toplantılara girmesini değil, Sarıkaya'nın meslekten ihraç edilmesini örnek gösteriyor.
Son tahlilde, Avrupa Birliği de cuntanın eseri 1982 Anayasası'nın 1987'den bu yana neredeyse yarısının tadil edildiğini; ama sadra şifa olmadığını görüyor. Çareyi, devleti değil, insan haklarını temel alan yepyeni bir anayasada görüyor.
22 Şubat 2010, Pazartesi
---------------------------------------------