http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=917045&title=psikolojik-savasin-en-onemli-ayagi-yargi-ve-universiteler
Psikolojik savaşın en önemli ayağı yargı ve üniversiteler
Meçhul subayın üçüncü mektubunda yer alan belgeler Türkiye'de psikolojik savaşın tüm unsurlarının hayata geçirildiğini gözler önüne serdi.
Toplumu yönlendirme ve biçimlendirme faaliyetlerinin en önemli ayağı ise yargı ve üniversiteler. 'Faa. çiz.23.10.Selvi' isimli dosyada yer alan bilgilere göre, askerlerin yargı organları ve üniversitelerin etkinliklerine üst düzeyde katılması isteniyor. Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının üniversite yönetimleri ve üst düzey yargı organları ile yemek, tören, kutlamalar, resepsiyonlar, resmi ve gayri resmi ziyaretler gibi vesilelerle sürekli irtibat halinde olması talep ediliyor. Bu kişilerin TSK görüşleri paralelinde bilgilendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Birliklere gönderilen emirlerde, uygun nitelikli vakıf, dernek veya üniversiteler tarafından 'ılımlı İslam', 'TSK'nın Türk toplumundaki yeri', 'Anayasa ve askerî yargı' gibi konularda düzenlenecek seminer veya sempozyum gibi etkinliklere destek verilmesi gerektiği belirtiliyor. Psikolojik harekât çerçevesinde Başkent, Ankara, Gazi, Bilkent gibi üniversiteler ile 21. Yüzyıl Vakfı, Vakıf 2000, Atatürkçü Düşünce Derneği, Kemalist Atılım Birliği, ASAM, Uğur Mumcu Derneği gibi vakıf ve derneklerce yapılan uygun nitelikli seminer, konferans ve sempozyum gibi etkinliklerin takip edilmesi ve organizatörler ile temasa geçilmesi öngörülüyor.
SEMİNERLERE MADDİ YARDIMDA BULUNUN
Belgelerde seminer ve sempozyum gibi etkinliklerin kamuoyuna daha güçlü olarak duyurulabilmesi amacıyla organize eden kuruluşa dolaylı ve örtülü olarak maddi yardım yapılacağı kaydediliyor. Parasal yardımın Emekli Subaylar Derneği ve ADD gibi kuruluşlar üzerinden sağlanacağı karara bağlanıyor. TSK, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerine de maddi yardım vaat ediyor. Belgede, "Bu kapsamda seminer düzenlenecek. Kamuoyunda güçlü etki yaratacak bir seminerin toplam maliyeti 100 ila 200 bin lira, destekleme maliyeti 50 ile 80 bin lira arasında değişebilecektir." deniliyor.
ÜNİVERSİTELERE ISMARLAMA ANKET
Belgelerde anket çalışmalarından sıkça bahsediliyor. Anketlerin 'kamuoyu yaratma gücüne sahip bulunan' bir araştırma şirketine yaptırılması, araştırma danışmanları olarak da 'kamuoyu yaratma gücüne sahip kişiler'in kullanılması isteniyor. Bu kişiler arasında Emre Kongar, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan, Prof. Dr. İlber Ortaylı, gazeteci Bekir Coşkun, gazeteci Ece Temelkuran gibi isimler yer alıyor. Araştırma şirketi veya danışman olarak öncelikli olarak Başkent Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi öneriliyor.
TSK'nın yeni anayasa çalışmalarına da ilginç yöntemlerle katıldığı belirlendi. '1. Ek Eylem Planı' adlı belgede "Yeni anayasa hazırlama çalışmalarında TSK'nın önceliklerinin çalışmalara yansıması, millî değerlerin Atatürkçü düşünce sisteminin ve Cumhuriyet'in kazanımlarının korunması maksadıyla; çeşitli vesileler ile yargı birimleri, üniversiteler ve etkin sivil toplum örgütleri (STÖ) tarafından düzenlenen bilimsel toplantılara katılım sağlanarak TSK görüşlerinin kamuoyuna ve ülke yönetiminde etkin olan kişi ve kurumlara iletilmesi temin edilecektir." ifadeleri yer alıyor.
Silahlı Kuvvetler mensuplarının her fırsatta üniversite yöneticileri, sivil toplum örgütleri (STÖ), sanatçılar ve basın mensupları ile temasta olması istenirken şu talimat veriliyor: "Zafer Haftası, seminer ve tatbikat gibi etkinliklerden istifade ile bahse konu kişi ve kuruluşlarla iletişim kurulacak. TSK ile benzer yaklaşımları paylaşanlarla bu iletişim sürekli hale getirilecektir."
"2. EK-A Lahika-1 Faaliyet Çizelgesi" adlı raporunda yapılacak çalışmaların yöntemleri belirlenmiş. Buna göre izlenecek strateji şöyle: "Kamuoyu oluşturma gücüne sahip bulunan üniversiteler, üst yargı organları başkanları, basın mensupları, sanatçılarla temasın muhafaza edilmesi suretiyle, bu kişilerin TSK ile aynı paralelde hareket etmeleri sağlanmalıdır."
28 ŞUBAT SÜRECİNDE BRİFİNG VERİLDİ
Yargı ve üniversiteler 28 Şubat süreci ve sonrasında kritik roller üstlendi. Genelkurmay Başkanlığı, 10 Haziran 1996'da yargı mensuplarına 'İrticai faaliyetler ve yeşil sermaye' konulu brifing verdi. Bu süreçten sonra açılan bazı davaların Genelkurmay II. Başkanı Org. Çevik Bir'in emriyle açıldığı belirlendi. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın bazı rektörlerle görüştüğü ortaya çıktı. Bu görüşmeden sonra üniversite açılışları hükümete sert mesajların gönderildiği platforma dönüşmüştü. Anıtkabir'e yürüyen rektörlerin 'ordu göreve' pankartı açması ise kamuoyunda uzun süre konuşuldu.
TSK; yakışıklı spiker ve güzel sunucularla imaj düzeltmenin peşinde
Psikolojik savaşa tepkiler çığ gibi
Can Paker (TESEV Başkanı)
Bu kadar basit iftiralara sığınıyorlarsa durum çok vahim
Ben bu tarz iftiraları ve fişlemeleri küçümsüyorum. Türkiye'de konuşulması bile sıkıntılı olan meseleler üzerine sosyolojik bilgi üretimi yapıyorsanız, bunları göze almanız lazım zaten. Bilgi destek birimlerinden çıkan şeyler bu kadar basit iftiralara dayanıyorsa durum çok vahim demektir. Biz her yaptığımız çalışmayı kamuyla paylaşıyoruz. Zaten, amacımız kamuoyu algısını etkilemek. Buna rağmen, masa başından oturup da "TESEV tehlikelidir" demenin izahı yok. Demek ki, ülke güvenliğini sağlayan strateji birimlerinin Türkiye'deki sosyoloji birimlerinden haberi yok. Bu raporları hazırlayan, bu fişlemelerin yapılmasını sağlayanların Türkiye'yi anlamadığını düşünüyorum. Onlara TESEV raporlarını okumalarını tavsiye ediyorum.
Orhan Miroğlu (Taraf Gazetesi yazarı)
TSK içindeki cuntacılar, kendi milletine düşmanlık besliyor
Türkiye'nin il il fişlenmesi, ordu içindeki bir düşüncenin kendi yurttaşlarına karşı güvensizlik duymasını, adeta düşmanlık paranoyası yaşamasını işaret ediyor. Demek ki, siyasi konjonktür nasıl olursa olsun, ordunun her daim darbeye hazır tutulması sağlanmış. Toplum her zaman andıçlanmış, her zaman fişlenmiş. Yeni bir şey değil bu ayrıca. Psikolojik Harekât Dairesi'nin bunun arkasındaki birim olması bize tarihteki örnekleri hatırlatıyor. 1 Mayıs katliamından Madımak'a kadar bütün bu kanlı eylemlerin arkasında bunu görebiliriz. İhbar mektubunun gelmesi, ordu içerisinde bir hesaplaşmanın yaşandığını müjdeliyor. Yani artık bu tarz faaliyetlerin bitmesini isteyen ciddi, güçlü bir kesim var. Hükümetin görevi, sürecin arkasında durmaktır.
Mehmet Altan (Star Gazetesi Başyazarı)
Artık entrika ve hileyle üstünü örtemeyecekler
TSK içindeki cuntacılar, Türkiye'yi hafife alıyor. Bunu değişik kombinasyonlarla sürdürüyor ve dövüşlerine devam ediyorlar. 'Ortada bir belge yok' savunmasıyla Türk halkına ikinci bir Şemdinli vakası yaşatmak istiyorlar. Yeni belgeler bunun mümkün olmayacağını cuntacılara da Şemdinli zihniyetiyle hareket edenlere de gösteriyor. Sonunda fiili bu işlere bulaşmış insanlar çıkıp konuşacak. Zorla, kaba kuvvetle, güçle, entrika ve hile ile bu işlerin üstünü örterim anlayışı bugünkü Türkiye için geçerli değil. Bu en son Şemdinli'de yaşandı. Hükümet Genelkurmay Başkanı'nı görevden almalı. Çünkü direniyor. 'Cuntaya dokundurtmam' zihniyeti demokratik düzene isyandır.
Oral Çalışlar (Radikal Gazetesi yazarı):
TSK içindeki cuntacılar bu kez tasfiye edilmeli
Artık metinleri tek tek değerlendirmek anlamsız hâle geldi. Bütün bir süreç, ülkedeki darbe geleneğini açıkça ortaya koyuyor. Darbelerden dolayı ülkenin çok ciddi sıkıntılar yaşadığı, zarar gördüğü belirginken, bu girişimler üzücü. Ergenekon davası için üç ya da dört sene önceki olayları ortaya çıkarıyor gibi eleştiriler geliyordu. Bu belgeler hâlen görevdeki isimlerin ifşasını yapıyor. Bu isimlerin artık sorgulanması, yargılanması ve bir daha darbe teşebbüsü yapamayacak şekilde cezalandırılmaları demokrasimiz için kesin bir önem arz ediyor. İhbar mektuplarının gelmesi de ordu içinde vicdanı sızlayan, bu girişimlere dur demek isteyen asker ve subayların varlığına işaret eder ki çok değerlidir.
Turgay Oğur (Genç Siviller kurucusu):
TSK'ya göre devlet dışı örgütlenme potansiyel düşman
Dünyada her devletin bir ordusu var. Bizde ise ordunun bir devleti var. Ordumuz eski model bir devlettir. Bu nedenle devletin, devlet dışı her türlü örgütlenmeyi potansiyel düşman olarak görmesi normaldir. Normal olmayan, bazılarını müttefik olarak görmesidir. AKUT, TEMA, ÇYDD ve ADD'lere artık sivil toplum kuruluşu (STK) denilemez. Onlar STK olarak anılmaya devam ederse Genç Siviller'in devekuşu yumurtası olmasını tercih ederim.
Kemal Çelik (Alevi Kültür Dernekleri Adana Şube Başkanı)
Alevilerin fişlenmesi insanlık dışı, lanetliyoruz
Cemevleri ve dedelerin fişlenmesi insanlık dışı bir uygulama. Lanetliyoruz. Bu tür fişlemeler eskiden beri yapılıyor ancak şimdiye kadar sesimizi duyuramadık. Bu belgeye kimse sessiz kalmamalı. Bu tür girişimler Türk demokrasisine zarar veriyor. Uzantıları 12 Eylül darbesini yapanlara kadar dayanan Ergenekon sanıkları yargı önünde hesap vermeli.
ZAMAN
FATMA TURAN GÖKSEL GENÇ İSTANBUL
18 Kasım 2009, Çarşamba